
06 Kasım 2009 Cuma
Sevdiklerinize yıldız hediye edin.. =)

susame street 40th year anniversy


05 Kasım 2009 Perşembe
Aklımda Kalan Güzel Aşk Filmleri
Her neyse gelelim konumuza.Aşk filimleri yihuu =)Esasında dışardan bakılınca pekde aşk adamı olduğumu düşünmüyorum veya buna değecek insanı bulamıyorum dahası sanırım izinde vermiyorum .. sanırım önyargılı ve katıyım pek çok konuda. Herneyse aklımda kalan bi kaç filmden bahsetmet istiyorum..
Aşkın Kitabı - Becoming Jane ( 1bjao2dsys3 )
Ana karakter Jane Austen aşka inanmaktadır. Anne ve babası onun 1795 İngiltere’sinde adet olduğu üzere, para karşılığı bir evlenme yapmasını arzular. 20 yaşındaki Jane büyüleyici, genç bir İrlandalı olan Tom Lefroy ile tanıştığında, zekası ve cüretkarlığı genç kızın merakını uyandırır. Jane, Lady Gresham’ın yeğeninin teklifini geri çevirip, ailesinin otoritesine ve sosyal adetlere karşı gelebilecek mi? BECOMING JANE’de, edebi dehanın basamaklarındaki genç bir kadının, hayatını ve eserlerini aşk için riske atması anlatılıyor. Jane Austen karakteri gerçekte "Aşk ve Gurur Kitabı' nın" yazarıdır.Bunu bana izletenede izlettirenlerede teşekkür ederim; ama filmin sonunda kendimi kötü hissettim...
Hoş Kaza (Happy Accident)
Nevrotik bir New York'lu kadın, onun tuhaf sevgilisi ve olağandışı aşk ilişkileri..."Bir aşkın yoğun olarak akıllıca tasarlandığı" (The New York Times) bu büyüleyici romantizm, sizi şaşkına çevirecek.Ruby(Tomei), Sam (D'Onofrio) ile tanışana kadar sürekli yanlış erkeklerden etkilenen umutsuz bir romantiktir. Sam tatlı, hassas, içten. Sam'in sürekli Ruby'yi kurtarmak için zamanda geri gittiğini iddia etmesine rağmen-veya belki de bundan dolayı- Ruby ona aşık olur. Mantığı Sam'in deli olduğunu söylesede, kalbi o kişi olduğunu söylemektedir...
Neden bilmiyorum gecenin bi yarısı kanal 1 de vardı açtım izledim bi film o kadar mı sarar insanı ya.. hakkı yenilmiş ve ismi pek duyulmamış olmasına rağmen mükemmel bi duygusal çalışma.. kesin tavsiye ederim. izlesenize allo şş sana diyorum.Keşke filmdeki gibi kaybolmuşluğunuzda biri çıkıp elinizden tutsa..mucizemsi.
Angela-A - 2005 Onun için nelerden vazgeçebilirsiniz? Mesela bir melek olsanız kanatlarınızdan vazgeçer miydiniz? Üstelik de Paris'te uçan kuşa borcu olan zavallı bir adam için! Luc Besson yapmış yapacağını... Aykırı bir aşk filmi için olabilecek en uygun çifti Jamel Debouzze ve Rie Rasmussen canlandırıyor. Jamel'i Amelia dan hatırlayacağız. Mimi Wonka sen kesin hatırladın dimi.. Fransız yapımı bu filmde izlenmeye değer. Siyah beyaz çekilmiş olması olayın diğer bir ilginç yanı.. izlerseniz pişman olmayacaksınız ...
Love Story - 1970 Aşk asla pişman olmamaktır! Aşk filmleri deyip de "Love Story"i anmamak olur mu hiç? Birbirine aşık iki genç. Ama kız çok hasta, ölmek üzere... Ali MacGrow ve Ryan O'Neal'in performansları boğazda düğümlenecek cinsten. Zamanımıza göre klasik bir film ama genede güzel. Yaşananların saf ve duyguların gerçek olduğunu hissettiren her aşk filmi güzel zaten.
Cesaretin Var mı Aşka? - 2003Var mısın - Yok musun? Aşk muzur bir iddiaya dönüşür ve senelerce sürerse ne olur? Cevabı bu filmde... İzleyince sinirim bozuluyo.ne bilim bi garip.İzlemesenizde olur belki saçma noktaları var.


Unutkanlar şanslıdır,çünkü hatalarını kendileri çekmezler
Bunu öğrenen Joel küplere biner ve o da hafızasından Clementine'i sildirmek ister. Makineye bağlanıp ilişkisini yeniden izlerken yaşanılan güzel şeyleri görünce Joel pişman olur ve makineyi durdurmak ister...
O zaman nereden başlamalı? 2004 Şubat'ının soğuk geçen Sevgililer Günü'nden mi, Mantouk treninin gizeminden mi; Abelard ile Heloise'in aşklarının kuantumundan mı yoksa unutmanın metafiziğinden mi? Bu soru Eternal Sunshine of the Spotless Mind için geçerliyse, tüm başlangıç noktaları filmin döngüsel kurgusu içinde aynı yere isabet ediyor: Bir başlangıç noktası. Ama her başlangıç acaba sandığımız kadar yeni mi?
Milan Kundera Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'nda(Askerde okudum :D) Stalin dönemine ait bir anekdot sunar: Stalin yoldaşı saydığı bir yazarı, sistemin eleştirisini yapmaya başladığı vakit gözden çıkarır. Bunu da tarihi yeniden kurgulayarak yapar. Pasternak'ın aleyhine tüm delilleri bir araya getirir, onu hafızalardan silmeye çalışır, beraber yan yana göründükleri fotoğraflardan onu çıkarır. Onun için kaliteli bir silgi, büyük yazarı toplumsal hafızadan silmek için yeterlidir. Stalin'in trajediden komediye dönüşmüş bu gerçek bilimkurgusu (!), Eternal Sunshine of the Spotless Mind'da "kişisel tarihe" uygulanır.
02 Kasım 2009 Pazartesi
Bir Solcır of Forçun' un Askerliğe Dair Anıları

15 Mart 2009 Pazar
Aşk mı? Saplantı mı? sorusuna üzümsel bir açıklama

Sanırım bu ikiside aynı şeyler...
Daldaki üzümleri düşünün. leziz, sulu, parlak, diri.. bi salkım yedikten sonra sıkılıp bırakırız. Eeeeh deriz. Sıkılırız tadından, tatlıdır ama başka pek bi özelliği yoktur.
Sonra yan salkımdaki buruşmuş büzüşmüş abuk sabuk duran üzümlere çarpar gözümüz. Ve allah allah bu da neki bide buna bakayım hiç denemedim çok değişik deriz. Çünkü görünüşü ve lezzeti diğerlerinden farklıdır. Yeriz... (şarabın özüdür buzlmuş üzüm)
Yedikçe daha da çok yemeye başlarız... Yedikçe başımız döner, yedikçe rahatlarız, sarhoş oluruz... Ama bilmeyizki bize zaman içinde zarar verir karaciğerimizi eritir bağımlılık yapar, gerçekleri görmemizi engeller, kirletir bizi... İşte o zaman anlarız yan daldaki taze üzümlerin güzelliğini lezzetini kokusunu....
İşte dostlar bence budur Aşk denilen şey ya da saplantı bilemiyorum. Masamızdaki kadının hep yan masaya kaçma ihtimalidir belkide. Onu elimizde tutmak için verdiğimiz mücadeledir belkide aşk sandığımız. Bizim için iyi ve güzeli göremeksizin peşinden koştuğumuzdur.
ekşimiz ve pörsümüş üzümlerin çekiciliğidir...
14 Mart 2009 Cumartesi
"Bi şeyin sonunu anlamak için, başına bakmak gerekir" der Onur Hoca

cevap elbette "hayır"
neden diye düşündünüz mü?
cevap sanırım "aklıma bile gelmemişti bu"olacak...
Şimdi ilk çağlara teaaa neolitik döneme gidelim...
koloni sürek avlarına çıkacak erkeklerin gidişi ve törensel hazırlıklar ile kaynıyor. kolonideki 100 erkeğin 80 i ava gidiyor, av diyip geçmeyin sürek avı. 2 hafta yoklar belkide.. kalan 20 erkek ise koloniyi kadınları ve çocukları korıyacak.
Efenm. Kolonide kalan kadınlar düşünmeye başlar. Ya benim erkeğim gelmesse ya ölürse .. bu noktada koruyucu erkeklere hafif yazarlar inceden işvelenirler. hatta belki onlarla birlikte olurlar çünkü tatminde olmaları gerekebilir duruma göre kadınların... Avdaki erkekler ise
"la hasaaan dön gel dinazolar gelio...
memeeet koş la kaç kaç...
ali bastır koçunm" diye avlana dursun...
Herneyse erkekler 2 hafta sonra koloniye dönerler, kiminin bacağı kopmuştur , kimi ölmüştür. Bunun üzerine kadınlar bakarlar kiminin erkeği sakat kimininki ölü. zınnnnn zınnnn zınnnn
Bide şöyle bi durum var, hasan 80 kilo etle gelmiştir, mehmet ise 30 kilo etle
budurumda mehmetin kadını hasana yazabilir hasanın daha erkek olduğunu düşünebilir ve mehmet bu durumda göt olma haliyle krşı karşıya kalaiblir...(kızlar bana çemkirmeyin -bilir diyorm)
akabinde dünyanın ilk mesleği ortaya çıkar "Fahişelik"
ve sanırım ilk feodal yapısı " güçlü erkek klan lideri olur, herkes ona yaranmak ister"
we sanırım dünyanın 2. mesleği " katillik"
Siz hiç köprüden atlayan kadın gördünüz mü beyler?
hep erkekler atlar çünkü erkekler düzdür, kadınlardır düşünen..
Ha bide
"adamın ıssızına inanıosunda kasının ıssızına neden inan mıosun?" der nasrettin hoca
çünkü unutmamalıdırki adama sevişmeyi öğreten ıssız kadındır o filmde...
03 Şubat 2009 Salı
Pragmatist bir pesimistin Oz büyücüsüne sordukları ve kendi kendine cevapladıkları

Sanırım gerçek deneyimlerle başlayan ve deneyimlerle bitendir. Hayat tamamen deneyimler, doğrular , yanlışlar, tercihler ve vazgeçişler üzerine kurulu, sonuçları ile bizi olgunlaşmaya zorlayan bir deneyimler macerasıdır. Dolayısıyla tek gerçek Hayat ve Değişimdir. İşte bu yüzden yaşadığımız herşeyin gerçek olmasına çalışmalıyız. İçimizden geldiği gibi. Çıkar ve maskelerden arınarak inanarak. Annemizle öğretmenimizle sevgilimizle kapıcımızla... O zaman gerçekten yaşamış oluruz.
kader nedir...nerde başlar?
insanların yaşadıkları onların kişilikleridir. Ve kişiliklerimiz bizim kaderimizdir. (Otomatik Portakal Style)
Ya sanırım kafam karışık ne garip bi yazı olmuş tam ifade edemiyorum kendimi her neyse gene de yayınlayayım...
06 Ekim 2008 Pazartesi
Keşke

Şaşkınlığın Simetrisi

Çünkü insan birini şaşırtır sözleriyle ve şaşıran kişi gah haklı çıkmak için gah kendini savunmak için öyle şeyler söyler ki onu şaşırtan kişi daha da şaşırır. İnsanlar birbirlerini o kadar şaşırtırlar ki, birbirlerine kızarlar. Kızgınlıkları artar ve sonunda birbirlerine olan kızgınlıklarını arttırmak için birbirlerini daha fazla şaşırtmak isterler. Buna kin denir, bu simetri bizi iletişimsizliğe götürür. İletişimsizlik ise normaldir post-modernliğiyle kibirlenen güzelim düyamızda.
Kelimelerin ardını görmek ise daha zordur başkasına ders vermekten.Kendine ders vermek ise hepsinden zordur.Görebildiği en yüksek tepedeyse insan, etrafını görmesi zordur. Çünkü yüksekliğinin kibrine kilitlenmiştir gözleri...
Neyse...
Asimetrik bir hayat ise, üniversitelerde hocalara ayrılan tuvaletlere işemekle başlayabilir mesela. Bu kadar kolaydır aslında...
Saçma mı buldunuz?
Peki...



